«
  1. Anasayfa
  2. Genel
  3. Teşhisi Öğrendiğim Gün: Hayatımın Önce ve Sonrası

Teşhisi Öğrendiğim Gün: Hayatımın Önce ve Sonrası

meme kanseri farkındalık

Hayatta bazı günler vardır; takvimde sıradan görünür ama insanın ömrünü tam ortasından ikiye böler. Benim için de o gün, hayatımın “teşhisten önce” ve “teşhisten sonra” diye iki keskin çizgiyle ayrıldığı gündü.

O sabah her şey normaldi… En azından ben öyle sanıyordum. Aklımda günlük telaşlar, yapılacak işler, gelecek planları ve birkaç gün önce yapılan biyopsinin sonucunun ne olacağı vardı. Birkaç saat sonra duyacağım cümlelerin bütün hayatımı kökten değiştireceğinden tamamen habersizdim. Aslında içimde tarif edemediğim, susturamadığım tuhaf bir his vardı; sanki ters giden bir şeyler olduğunu fısıldıyordu bana. Ama ben ona inanmak istemiyor, kendimi sürekli, “Geçecek, kötü bir şey çıkmayacak” diye teselli ediyordum.

Sıradan Bir Akşamüstü ve Çalan Telefon: “Meme Kanseri”

Akşamüstü telefonum çaldı. Doktorumun sesi hâlâ dün gibi kulaklarımda: Meme kanseri… Ama inan bana, altı ay ya da bir yıl sonra geriye dönüp baktığında bunu geride bırakmış olacaksın.”

Doktorumun devamında söylediği bu cümleyi yıllar sonra gerçekten yaşayacaktım. Ama o an zaman durdu. Söylenen diğer hiçbir şeyi tam olarak hatırlamıyorum. Sadece kalbimin deli gibi çarptığını, boğazımın düğümlendiğini ve nefes almakta zorlandığımı hatırlıyorum. İçimde tek bir soru dönüp duruyordu: “Neden ben?”

Korku, Pişmanlıklar ve O En Ağır Düşünce

İlk hissettiğim şey korkuydu. Hem de hayatım boyunca hissettiğim en büyük korku… Ölümü ilk kez bu kadar yakınımda, sanki ensemde hissettim. İnsan böyle bir haber aldığında sadece hastalığı düşünmüyor; bir anda ailesini, sevdiklerini, yarım kalan hayallerini ve henüz yaşayamadığı anıları düşünmeye başlıyor. Ben de düşündüm. Bir de pişmanlıklarımı… Sanki hepsi tek tek karşıma geçmiş, sessizce bana bakıyordu.

O gün çok ağladım, çok sustum. Aynanın karşısına geçip uzun uzun kendime baktım. Sonra ardı ardına o ağır sorular gelmeye başladı: “Şimdi ne olacak?”, “Kemoterapi alacak mıyım?”, “Saçlarım… Canım saçlarım…” Ve ardından en ağır düşünce saplandı zihnime: “Ben ölmek istemiyorum.” Kabul etmek istemedim. Sonra yeniden düşündüm. Hayır… Ben bu savaşı kazanacaktım. Başka bir seçeneğim yoktu.

Hayatın En Zor Telefon Görüşmesi: Aileye Haber Vermek

Zihnim susmuyor, sanki sonsuz bir sudoku çözmeye çalışıyordum. Her şeyi anlamlandırmaya çalışıyor, parçaları birleştiriyor ama her defasında en başa dönüyordum. O sırada telefonum çaldı; arayan nişanlımdı. Telefonu açabildim ama konuşamıyordum. Zaman gibi ben de olduğum yerde donup kalmıştım. Meğer haberi benden önce almış, yoldaydı. Kapı açıldığında tek hissettiğim şey üşümekti; buz gibiydim. İnanır mısınız, bugün bu satırları yazarken bile o günü yeniden yaşıyorum.

Asıl zor olan ise henüz ailemin hiçbir şeyden haberi olmamasıydı. Bir yandan yaşadığım şoku sindirmeye çalışırken, diğer yandan bunu onlara nasıl söyleyeceğimi düşünüyordum. Amacım onları korkutmak ya da üzmek hiç değildi. Ama ne söylersem söyleyeyim yıkılacaklarını biliyordum. Defalarca aynı cümleleri kurdum kafamda: “Hafif anlatırsam daha az üzülürler mi?”, “Ben güçlü görünürsem onlar da güçlü kalabilir mi?”

Telefonu elime aldığım an, hayatımın en zor görüşmesini yapacağımı biliyordum. Aradım. Sesim titriyordu ama belli etmemeye çalışıyordum. Her cümlede yutkunuyor, normal konuşuyormuş gibi davranıyordum. Çünkü o anda kendi korkumdan çok, onların yaşayacağı acıyı düşünüyordum. O gün bir şeyi çok net anladım: Benim bu hastalıkla savaşma sebebim sadece kendim değildim; ailemdi. Onlar iyi olsun diye ben iyi olmak zorundaydım.

Kendime Doğru Çıktığım En Uzun Yolculuk

Bugün geriye dönüp baktığımda görüyorum ki, o gün hayatımın en zor günüydü. Ama aynı zamanda beni kendi gerçek hayatımla, gücümle, sabrımla, inancımla ve içimde varlığını bile bilmediğim o muazzam yaşama azmiyle tanıştıran ilk gündü.

Kanser bana sadece bir hastalık olarak gelmedi. Kendime bakmayı, bedenimi dinlemeyi, yavaşlamayı ve sevdilerime daha sık sarılmayı öğretti. Ve en önemlisi… Hayatı ertelememeyi öğretti. O gün bunların hiçbirini bilmiyordum, sadece çok korkuyordum. Ama bir gün bu satırları yazabilecek kadar güçleneceğimi biliyordum.

Şimdi, yaşadığım her şeyin bir başka kadının karanlığında küçücük de olsa bir ışık olabileceğini biliyorum. Çünkü bazen bir teşhis, hayatın sonu değildir; insanın kendine doğru çıktığı en uzun yolculuğun ilk adımıdır. Benim de yolculuğum işte bu şekilde başlamış oldu.