«
  1. Anasayfa
  2. Sağlık
  3. Ameliyat Sonrası: Aynadaki Yeni Ben

Ameliyat Sonrası: Aynadaki Yeni Ben

meme kanseri yazı serisi

Hayat bazen insanın karşısına öyle dönüm noktaları çıkarır ki, o anın öncesindeki kişiyle sonrasındaki kişi asla aynı olmaz. Benim için o büyük eşik; ameliyathanenin o soğuk kapısından içeri girdiğim gündü.

Doktorlar sırayla odama gelip son kontrollerini yaptı. Dosyalar titizlikle gözden geçirildi, son sorular soruldu ve koluma açılan damar yolundan ilk sakinleştirici verildi. O an zihnimden ve kalbimden sadece tek bir cümle geçti:

“İşte başlıyoruz. Artık geri dönüş yok.”

Sedyedeki Son Düşünce: “Hiçbir Şey Eskisi Gibi Olmayacak”

Teşhisi öğrendiğim günden itibaren sayısız tetkik yaptırmış, farklı uzmanlarla görüşmüş ve uzun bir hazırlık sürecinden geçmiştim. Ancak insanı hiçbir teorik bilgi ya da hazırlık, ameliyat odasına doğru giderken hissettiği o derin duygulara tam olarak hazırlayamıyormuş.

Sedyem yavaşça hareket ettiğinde aklımdan geçen son düşünce şuydu:

“Uyandığımda hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.”

Gerçekten de olmadı.

Gözlerimi yeniden açtığımda ilk hissettiğim şey fiziksel bir ağrı değildi; tarif etmesi oldukça zor, derin bir eksiklik hissiydi. Bedenim radikal bir şekilde değişmişti ve o an anlamıştım ki, bu değişimle birlikte ben de içsel olarak dönüşmeye başlayacaktım.

Bir kadının bedeninde mecburen yaşanan bu radikal değişikliklerle yüzleşmenin ne kadar zor olduğunu, o güne kadar gerçekten hiç anlamadığımı fark ettim.

Sıradan Hareketlerin Gizli Kıymeti

O ameliyat sonrası ilk günlerde zihnimi en çok şu düşünce meşgul etti: Sağlıklıyken hayatımızda ne kadar çok şeyi fark etmeden, otomatik olarak yapıyormuşuz…

  • Tek başına giyinebilmek,
  • Suyla rahatça buluşup duş alabilmek,
  • Sadece kolunu uzatıp masadaki bir bardağa ulaşabilmek…

Günlük hayatın sıradan görünen tüm bu hareketleri, meğer hayatın en büyük lüksleriymiş.

Aynadaki Gerçek Yüzleşme

Asıl içsel yüzleşmem ise aynanın karşısına geçtiğim ilk an başladı. Çünkü aynada gördüğüm şey sadece bir ameliyat izi değildi; eski hayatına, eski bedenine veda etmek zorunda kalan bir kadının sessiz çığlığıydı.

Fakat zaman geçtikçe, bakış açım da şifalanmaya başladı.

İlk başlarda doğal olarak kaybettiğim şeylere odaklanıyordum. Her ne kadar estetik müdahaleler yapılmış olsa da hiçbiri eskisi gibi değildi. Ancak zamanla zihnim bir kırılma yaşadı: Kaybettiklerime değil, hayatta kalabilmek için neleri kazandığıma odaklanmaya başladım.

Kadınlık Bedendeki Bir Eksiklik ya da Fazlalık Değildir

Bu zorlu süreç bana kadınlığın fiziksel bir ölçüyle, bedendeki bir eksiklik ya da fazlalıkla tanımlanamayacağını öğretti.

Gerçek Kadınlık; içsel güç, şefkat, sarsılmaz bir dayanıklılık ve her şeye rağmen yeniden ayağa kalkabilme cesaretidir.

Bugün ameliyat izime baktığımda artık en ufak bir rahatsızlık hissetmiyorum. Çünkü o iz bana kaybettiklerimi değil; verdiğim büyük mücadeleyi ve yeniden kazandığım o kutsal hayatı hatırlatıyor.

İyileşmek Yaranın Kapanmasından Fazlasıdır

İyileşmenin sadece tıbbi bir yaranın kapanması olmadığını bu yolculukta yaşayarak öğrendim.

Gerçek iyileşme; bedenini yeniden sevebilmek, yaşadığın değişimi şefkatle kabul edebilmek ve aynaya baktığında yalnızca yaşadığın kaybı değil, o kayba rağmen zarafetle ayakta kalmayı başaran güçlü kadını görebilmektir.

Ben bugün aynaya baktığımda önce ameliyat izimi değil, o büyük mücadeleden güçlenerek çıkan kadını görüyorum. Belki de bu uzun yolculuğun bana bıraktığı en kıymetli hazine tam olarak bu.